FB TW GG PIN NWS

Atatürk İlkeleri

Cumhuriyetçilik:


Bir devlet şekli olan Cumhuriyet, esas olarak devlet başkanının belli bir süre için seçilerek iş başına gelmesidir. Farsça halk demek olan "cumhur" kelimesinden gelen Cumhuriyet, halk ve yönetimi bir araya getirir. Kemalist ilkeler arasında Cumhuriyet, demokrasinin devlet şekline uyarlanması olarak tanımlanır. Cumhuriyetçilik ise monarşiyi geri getirme çalışmalarına karşı Cumhuriyet rejiminin dokunulmazlığının teyidi, yeni Türk devletini yaratan Türk İnkılabı'nın siyasal görüşüdür.


Cumhuriyetçilik, bütün Türkiye Cumhuriyeti anayasalarının temel ilkesi ve ana değeridir. Atatürk'ün de ifade ettiği gibi, hürriyet, eşitlik ve adaletin dayanağı milli egemenliktir. milletin ve devletin buluştuğu yer Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Bu kurumun tüm haklarının başka bir kurum, kişi ya da düşünceye devredilmesi imkansızdır.


Atatürk her zaman Cumhuriyet kavramını demokrasi kavramıyla bir arada ele almıştır. Cumhuriyetin sürekli geliştirilmesi ve demokrasinin gereklerinin sırası geldikçe uygulanması gerekliliği vurgulanmaktadır. Cumhuriyette fikirlerin serbestçe savunulması ancak samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyulacağı belirtilmiştir.


Cumhuriyetçilik ilkesi siyasal bir düzen olarak doğsa da ekonomik, sosyal ve kültürel düzenlemeleri beraberinde getirmiştir. Çünkü Cumhuriyet rejmi vatandaşların kendilerini geliştirebilmelerini mümkün kılar ve buna zemin hazırlar.


Cumhuriyetçilik, diğer ilkeler içerisinde Milliyetçilik, Halkçılık ve Laiklik ilkeleriyle bir bütündür. Çünkü toplumun millileştirilmesi,halkın egemenlik kaynağını oluşturması ve akla dayalı laik bir sistemin oluşmasında esas unsurdur.


Türkiye'de Cumhuriyetçilik ilkesi çağdaş ve barış içinde bir toplum kurmak amacıyla yola çıkmıştır. Bu düzenin sağlanması ve Cumhuriyet'in geliştirilmesinde Atatürk, Türk Gençliği'ni görevlendirmiştir.


Atatürk'ün Cumhuriyetçilik İlkesi ile ilgili sözleri :

- Türk Milleti'nin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet ilkesidir. (1924)

- Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933)

- Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. (1925)

- Bugünkü hükümetimizin, devlet teşkilatımızın doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun adı Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet milllet ve millet hükümettir. (1925)


Milliyetçilik:


Milliyetçilik, kendilerini birleştiren din, dil, ırki tarih veya kültür bağlarından dolayı millet ya da ulus olarak tanımlanan bir topluluğun siyasi birliği ve egemenliğini savunan düşünüştür. "Millet" kelimesi arapça olup, bir din ya da mezhebe bağlı cemaat anlamında kullanılmıştır. Bugün miller kelimesi ile eş anlamlı kullanılan "Ulus" kelimesi ise Moğolca olup siyasi amaçla bir araya gelmiş boylar anlamı taşımaktadır.
Türkiye'de Milliyetçilik kavramı, Türkçülük adı altında II. Meşrutiyet döneminde bir fikir akımı olarak ortaya çıktı. Bu akımın bir sistem halini almasını Ziya Gökalp sağlamıştır. Milliyetçilik akımı dünyada çeşitli yerlerde ortaya çıkmıştır. Esas çıkışı Fransız devrimi kaynaklı olan bu düşünce akımı daha sonra Napoleon Bonapart dönemi Fransa'da ve daha sonra Almanya'da görülmüştür. Ancak İtalyan Faşizmi ve Alman Nazizmi bu düşünce akımının uç noktalarından biridir.


Milliyetçilik, milletin tüm bireyleriyle milli benliğinin bilincine varması, ülke ve millet bütünlüğü içerisinde varlığını sürdürmesidir. Atatürk Milliyetçiliği daha çok ulusal zihniyettedir. Kemalist düşünceye göre ırk, dil, din gibi konuları vurgulamaktan çok kültür ve ülkü birliği üzerinde durulmuştur.


Türk İnkılabı'nda Milliyetçilik'in temeli Misak-ı Milli'ye dayanır. Tam bağımsızlığın anlamının siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve her alanda bağımsızlık olduğu vurgulanmıştır. Milli egemenlik, milli ekonomi, milli kültür, Milliyetçilik temeline dayanan inkılaplardır. Atatürk'ün hedefi Türkiye Cumhuriyeti'nde milletin egemenliğini güçlendirmek ve bunun sonsuza dek kalmasını sağlamaktır.


Atatürk'ün Milliyetçilik İlkesi ile ilgili sözleri:

- Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına Türk Milleti denir. (1930)

- Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir soyun evlâtları ve hep aynı cevherin damarlarıdır. (1932)

- Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. - Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)

- Ne mutlu Türk'ün diyene..


Halkçılık:


Halkçılık, halkın kendi kendisini yönetmesi, kanun önünde eşit olması ve sınıfsız,ayrıcalıksız bir toplum oluşturulmasıdır. Milliyetçili ile Cumhuriyetçilik tarafından desteklenmekte olan bu ilke, millet içindeki çeşitli insan gruplarının çıkar ve yararına bir siyaset izlenmemesi ve halkın kendi kendini yönetmeye alışmasıdır. Cuhmuriyet rejimini destekleyen bir halk rejimidir. Aynı biçimde Halkçılık da yöneticilerinin kendi içinde seçilmesi anlamına gelmektedir.


Türk İnkılabı, halkı yeni bir siyasi unsur olarak ortaya çıkardığında artık iktidarın konusu ve aracı haline getirdi. Halkçılık ilkesi herhangi bir zümre ya da sınıf tarafından yönetilmeyi ve sömürülmeyi reddeder. Kamunun yararını yine kamu belirleyecektir. Fertleri kanunlar önünde eşit tutarak ayrımcılığı ortadan kaldırır.


Atatürk halkçılığı çalışmaya ve kalkınmaya dayalı bir düzen olarak betimlemiştir. Atatürk'ün halkçılık anlayışında sosyal adalete, sosyal güvenliğe ve toplumunyoksul kesimlerinin korunması ve güçlenmesine öncelik verilir. Adaletli gelir dağılımından yanadır. Gerçek anlamda demokrat ve adalete dayanan bir toplum yaratma amacı vardır. Sınıflar arası çatışmanın önlenmesi ve uyumlu bir şekilde yaşaması, yani sosyal devlet olmanın gereklerinin yerine getirilmesi en önemli sorumluluktur.


Atatürkçü halk devleti, Türk halkının tümünü, yani Türk Millletini kapsamına alır. Böyle bir halkçılık anlayışı, gerçek demokrasinin kurulması için gerekli olan ortamı en iyi şekilde hazırlar.


Atatürk'ün Halkçılık İlkesi ile ilgili sözleri :

- İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir. (1921)

- Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir. (1921)

- Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir. (1923)

- Egemenlik kayıtsız şartsız millletindir.


Laiklik:


Laiklik, devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır. Türk İnkılabı'nın en öenmeli ilkelerinden olan Laiklik, çağdaş bir devlet ve çağdaş bir toplum yaratma çabalarının genel niteliğidir. esas amaç bilgisiz ve çıkarcı kişilerin milleti din adına sömürmesinin engellenmesidir. Devlet, hukuğa ve bilime uygun kurallarla ülkeyi çağdaşlaşma yolunda ilerletmekle sorumludur.


Laiklik genel olarak din ve devlet işlerini birbirinden ayıra, dinin politik çıkarlara alet edilmesini engelleyen, kişinin din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan bir görüştür. Dinin siyasetten uzaklaşması aynı zamanda dinin özgürce yaşanmasını ve belirli amaçlara alet edilmesini de engellediği gibi dinin gelişmesini ve toplumun dini inançlara olan gğvenini de pekiştirir. Hürriyetin en kutsalı düşünce özgürlüğünün gelimesini sağlar.


Batılı anlamda demokrasinin gelişmesi ve devletin objektif bir yapıya sahip olabilmesi için hukuk devletinin güvencesi altında Laiklik en önemli ilkelerden biridir. Laiklik, Devletin her çeşit dini inanç, ayin ve kuruluşlar karşısında tarafsız kalması ve çeşitli dinlere mensup olanlar arasıdan eşitliğin sağlanması esasına dayanır.


Laiklik dine karşı olmak anlamına gelmediği gibi dini güvence altına alır. Vicdan özgürlüğünün sınırlanması mümkün değildir. Hukuk da bunu güvence altına almakla görevlidir. Kamu düzeni ve yararı açısından Halkçılık ilkesi ile bütünleşir. Cumhuriyet'in ve demokrasinin temel ilkesi olan Laiklik, ülkenin çağdaşlaşması ve gelişmesi yönünde önemli bir yere sahiptir.


Atatürk'ün Laiklik İlkesi ile ilgili sözleri:

- Lâiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930)

- Lâiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. (1930)

- Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926)


Devletçilik:


Atatürk ilkelerinin arasında bulunan Devletçilik, bir ekonomi siyasetidir. Devletçilik, Türkiye Cumhuriyeti'nin milli bir ekonomi yaratmak ve ekonomik bir kalkınma sağlamak amacıyla 1930 yılından beri yürüttüğü ekonomik politikaya verilen isimdir. Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş bir sistemdir. Yeni kurulmuş ve gelişmekte olan Türkiye'nin iktisadi alanda diğer ülkeler ile rekabete girebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için yürütülen politikadır.


Devletçilik ilkesinde kalkınmamın esas unsuru özel girişim ve ve etkinliklerin oluşturulmasıdır. Yapılması zorunlu işlerin gerçekleştirilmesi devletin görevidir. Devletçilik ilkesi halkın kısa sürede refaha ve ülkeyi bayındır hale getirmeni yolu olarak serbest rekabette zayıfların güçlüleri ezmesini engeller. Bir tarafdan güçlü ve çağdaş bir devlet kurabilmek için devletin ekonomide denetimi ve girişimi kabul edilmiş bir yan dan da halkın sömürülmesi önlenmiştir. Devletçilik ilkesi bu yanıyla Halkçılık ilkesini tamamlamaktadır.


Türkiye Cumhuriyeti, 1930lu yıllardan itibaren uyguladığı bu ekonomik politika ile başarılı sonuçlar elde eti. Kend özkaynaklarıyla geldiği bu noktada kendine yeter bir hale geldi. Bu nedenle Devletçilik, 1937 yılında diğer temel ilkeler ile birlikte anayasa ilkesi haline geldi.


Atatürk'ün Devletçilik İlkesi ile ilgili sözleri:

- Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsî faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)

- Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. (1930)

- Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiçbir piyasa da başıboş değildir. (1937)


Devrimcilik (İnkılapçılık):


İnkılap, bir toplumun önemli kurumlarını değişen şartlar gereğince değiştirip kendini yenileştirmesi atılımıdır. Atatürk önderliğindeki Türk İnkılabı da buna örnektir.


İnkılapçılık, Türk İnkılabı'nın korunması aklın ve bilimin yol göstericiliğinde çağın gereklerine göre sürekli yenilenme ilkesidir. Atatürkçülüğün dinamik bir ilkesi olarak değişen dünya şartlarına ve yetersizleşmeye karşı durmaktadır. Türk İnkılabı'nda gerçekleştirilenlerin korunması ve geliştirilmesi için izlenmesi gereken yol inkılapları gelecek kuşaklara aktararak, bunların yıkmak isteyen güçlere karşı korunmasını sağlamaktır. Bunu gerçekleştirmek de Türk Gençliği'nin en kutsal görevidir.


Elbette sadece Türk İnkılabı'nı korumakla yeterli kalınmamalıdır. İnkılaplara dinamik bir yapı kazandırmak gereklidir. Soayal hayatta, ekonomik hayatta, bilim ve fen alanlarında başarılı olan her gelişme tekip edilmeli ve yapılan inkılapların temelleri bu gelişmelerle sağlamlaştırılmalıdır.


Değişen dünya düzenine karşı Atatürk İnkılapları'nı sürdürebilmek ve yapıyı coşkuyu koruyarak hedefleri büyütmek en büyük amaçtır. Atatürk'ün özetlediği gibi "İnkılabın hedefini kavramış olanlari daima onu muhafazaya muktedir olacaklardır."


Atatürk'ün İnkılapçılık İlkesi ile ilgili sözleri:

- Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların, (devrimlerin) gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görüşleriyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. (1925)

- Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. (1925)