FB TW GG PIN NWS

Aşkenaz

Aşkenaz


İbrani dilinde “Aşkenaz”, Almanya anlamına gelmektedir.


Ayrıca bir de Sefarad denilen Yahudiler vardır. Aşkenazlar Almanya, Fransa ve Doğu Avrupa'da yaşayan veya onların soyundan gelen Yahudilerdir. Sefaradlar ise İspanya, Portekiz, İtalya, Yunanistan, Türkiye, kuzey Afrika ve Ortadoğu'da yaşayan Yahudiler ve onların soyundan gelenlerdir.


Sefaradlar ile Aşkenazlar aralarında Yahudiliği yorumlama farkı vardır. Bu farklardan birine örnek: Hamursuz (Pesah) bayramı boyunca Sefaradlar pirinç, mısır ve bakliyat yiyebilirlerken, Aşkenazların bu yiyeceklerden sakınmasıdır.


Sefaradlar tarih boyunca yaşadıkları bölgenin, (Yahudi olmayan) yerel kültürüyle Aşkenazlardan daha fazla kaynaşmışlardır. Aşkenaz Yahudiliğin geliştiği Hıristiyan yörelerde ise Hıristiyanlarla Yahudilerin arası genellikle gergin olup, Yahudiler kendi dinlerinden olmayan komşularından ayrı duruyorlardı.


Sefarad dua ayinleri Aşkenazlardan değişiktir ve Sefaradlar farklı melodiler kullanırlar. Ayrıca Sefaradların bayram görenekleri ve geleneksel yemekleri de Aşkenazlardan farklıdır.


Birçok kişinin uluslararası Yahudi dili olarak bildiği Yidiş aslında Aşkenaz Yahudilerinin dilidir. Sefaradların kullandığı dil olan Ladino ise, kökleri İspanyolca ve İbranice'den gelen bir dildir. Tıpkı Yidiş'in Almanca ve İbranice'den geldiği gibi.


II. Dünya Savaşı sırasındaki Nazi Almanya’sında Adolf Hitler’in yaptırdığı Holokost (Yahudi Soykırımı) kurbanlarının büyük çoğunluğu Aşkenaz Musevileridir. Günümüzde dünya Yahudi nüfusunun çoğunluğunu Aşkenaz topluluğu oluşturur.


8. yüzyılda Museviliği kabul eden Hazar Türklerinin, Doğu Avrupa Musevilerinin oluşumunda etkili olduğunu belirtmektedir. Bu teoriye göre 11. yüzyılda Hazar İmparatorluğunun çökmesi üzerine Musevi Hazarların Doğu Avrupa'ya yayılarak bugünkü Aşkenaz Musevilerinin etnik temellerini oluşturduğu belirtilir.


Türkiye Aşkenazları


Türk Aşkenazları, özellikle 13. ve 14. Yüzyıllar boyunca, Almanya, Fransa ve Macaristan'daki çeşitli sürgünler sonucu gittikçe artan sayılarda Osmanlı topraklarına göç etmişlerdi. Buradaki yönetim ile uyum içinde yaşayan bu halk topluluğuna herhangi bir meslek kısıtlaması getirilmemiş olmakla birlikte, çoğunlukla ticaret ve küçük zanaatları seçmişlerdi, ancak aralarından, örneğin sarayda da görev almış birçok saygın hekim gibi bilim adamları da yetişmişti.


Aşkenazların en yoğun bulundukları kent olarak Edirne bilinir. İşte burada 15.Yüzyılın başlarında, ilginç bir mektup kaleme alınır: Frankfurt asıllı Haham İsaak Zarfati, Avrupa'daki Yahudi cemaatlerine yönelen ve "Burada herkes, kendi incir ağacının ve asmasının altında huzur içinde yaşayabilir…" tanımlamasını da içeren bu tarihi mektubunda, Avrupa Yahudilerini Osmanlı topraklarına yerleşmeye çağırır. İlginçtir ki, daha çok Alman ve Fransız cemaatlerine gönderilmiş olan bu çağrı, S.Shaw gibi tarihçilerce, özellikle İspanya Yahudilerinin çok geçmeden ülkeye akın etmesine en büyük etken olarak görülmektedir.


Aynı dönemlerde Osmanlı Padişahlarının ve bu arada Kanuni Sultan Süleyman'ın "Almanlar Fermanı" diye bilinen çağrısı ile ülkeye daha çok Yahudi gelmesini sağlamak arzuları, çeşitli orta Avrupa ülkelerinden artan sayıda Aşkenazların da gelmelerine önayak olmuştu. Beri yandan 17. Yüzyıl boyunca,esir tüccarlarının eline düşmüş yüzlerce Aşkenaz genç erkek ve kadın, özellikle İstanbul Yahudileri tarafından satın alınarak bu kente yerleştirilirler.


Daha sonraki yıllarda ise gerek Macaristan, Polonya, Moldavya ve Ukranya bölgelerindeki sefil yaşamlarını terketmek isteyen, gerekse 1880'li yıllarda Rusya'da başgösteren pogromlardan (Yahudilere karşı güdülen saldırılar) kaçan binlerce Aşkenaz başta İstanbul'a akın ederler. Bu arada, Almanya ve Avusturya'da Yahudi düşmanlığının gittikçe artması sonucu, bu ülkelerin çeşitli kentlerinden bazı aileler de, daha huzurlu bir ortam bulacaklarını inandıkları İstanbul'a yerleşirler.


Bunca değişik ülkelerden gelen ve birbirlerinden oldukça farklı ortamlar ile kültürel altyapılara sahip olan tüm bu Aşkenaz göçmenleri, tabiidir ki bir arada yaşadıkları İstanbul kentinde ayrı bir kümeleşmeye gideceklerdi. İşte, daha çok kırsal bölgelerden gelen Moldavya ve Ukranyalılar yanısıra, küçük zanaat sahipleri olan Rus ve Polonyalılar, beri yandan Orta Avrupa kentlerinden gelen ve çoğu okumuş Alman ve Avusturya Aşkenazları, ayrı cemaatlerde ve sinagoglar etrafında toplanmışlardı. Meslekleri de değişikti - meyhaneci, celep veya terziden, ithalat mümessili, şirket veya banka müdürü, hatta Sultan Abdülhamit II'in dişçisine kadar


Aşkenazların evlerinde konuştukları Yidiş dili, ağırlıklı olarak Ortaçağ Almancası, İbranice ve çeşitli Slav ile Romendillerinin bir karışımı olup İbranice harflerle yazılır.